Saturday, July 18, 2009

sagdiclar ve nedimeler!

beehive'dan guzel sac, kuyruklu eyeliner'dan guzel makyaj, dev inci kupeden guzel taki, straplesten guzel elbise modeli tanimam. bordo 15 santimler de cabasi. yes bugun guzel bi gun ve yes bebeyim bugun guzelim.



Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

Thursday, July 16, 2009

kahlo.


biyografi okumaktan her ne kadar hoşlanmasam da bu aralar alain de botton'un öp ve anlat'ıyla bu önyargıyı ufaktan kırmaya başladım gibi. biyografi diyince, filmler sayılmaz muhtemelen ama ben yine de en sevdiğimi düşündüğümde açık ara frida geliyor aklıma.


lisede ertesi gününde iki sınavımın olduğu bir akşam kitapları fırlatıp, defterleri yırtıp cinnet geçirdiğim bir noktadan sonra salondaki televizyonun karşısında oturdum, yeni başlayan bir film bulduğum için memnun izlemeye başladım. bir çok sahnesi tabii ki kırpılmıştı, bazı noktalarda bütünlüğün içine etmişti kanal sağolsun ama yine de frida kahlo'nun hayatını bir anda çok fazla merak etmeye başladım.


evet bir ressamı keşfetmek için hollywood en iyi yöntem değildi belki ama yine de en önemli obsesyonlarımdan, hatta idollerimden birini bu şekilde tanıdığım için şikayetçi de değilim. eserleriyle ilgili üç farklı dilde kitap okuyup filmini extended versiyon dvd'sinden defalarca izledikten sonra (bir ara annem, o martı kaşlı ressamı daha kaç kere izleyeceksin diye sorup durdu) çevirisini aile dostumuzun yaptığı frida kahlo / aşk ve acı'yı da (henüz bitirmemiş olsam da) alain de botton'la beraber okumak iyi hissettiriyor.


sabah sabah rüyamda görmedim aslında, sabah ipodun shuffle'dan paloma negra'yı armağan etmesiyle aklıma geldi o kadar.

Wednesday, July 15, 2009

goldfish bowl





aylardır aradığım, ideefixlerde, d&r'larda bir türlü bulamadığım yasemin mori albümünün görkemin bilgisayarından çıkması.





Tuesday, July 14, 2009

the helium balloon inside your room has come undone.



uykunun arasında yüzde yüz açık bilinçle farkettiğin şeyi sabah hatırlamamak çok acaip, işte bu yüzden yatağımın başında defter kalem tutuyorum zaten ama beş numara miyop gece karanlığında yazı yazma isteğini çok köreltiyor. bir aralar uykumun arasında insanlara mesaj atma alışkanlığım vardı ve sabah yazdığım şeylere kendim mana veremiyordum. dün gece yağmur yağmasını, gök gürlemelerini ve şimşekleri rüyamla baya güzel kaynaştırdım.


belirli anlar var. sabah kalkarken alarmımı kapattığım an, tam kapıyı çekip evden çıktığım an, ofisin büyük döner kapısından çıkıp sıcak havanın yüzüme ilk değdiği an (yeterince edebi bi blogger olsam burada sıcak havayı yüzüme "çarptırırdım" belki de.). bunlar boğazımın üstüne oturuyor. bu hayatı gerçekten yaşayan ben miyim diyorum.


ara saatler zor değil, hatta bir şekilde yaptığın şeyleri yapmaya alışıyorsun dahi, küçük ofis dedikoduları, moral bozukluğunu örtbas etmek için içinden kendine ettiğin küfürler bunlar sorun değil. sadece o küçük çirkin eciş bücüş anlar. onlar acıtıyor. başka seçenekler arıyorsun. başka tercihler yapsaydım, o kadar açılmasaydım, çakılacağımı aklımdan çıkarmasaydım, nolurdu sanki fen matematik yerine dil seçseydim. dün yatmadan o şarkıyı dinlemeseydim, o yazıyı okumasaydım. bunun gibi şeyler. kendi beynimi oyalamak zorunda olmak sinirimi bozuyor. üzülmekten kaçtığımdan değil, canımın sıkılmasından da değil. neden bilmiyorum. ayakta kalınması gerekiyor. zamanın geçmesini beklemek gerekiyor. bok gibi olmamak gerekiyor. gerekenleri yapmak gerekiyor. çünkü günün sonunda o kafa sen onu o gün ne kadar bastırdıysan o kadar ağzına sıçıyor.


iki yıl önce her gece yattığımda dua ederdim, başıma bir kaza gelsin ve hafızamı kaybedeyim diye. baya gerizekalıymışım.


günün şarkısı yine regina spektor'dan gelsin. one more time with feeling.
ironik mi oldu ne.


hold on,
one more time with feeling
try it again, breathing's just a rhythm
say it in your mind, until you know that the
words are right
this is why we fight.



Monday, July 13, 2009

what's a girl to do?



bat for lashes dinlemek için hiç bir zaman geç değildir öyle değil mi?



Sunday, July 12, 2009

deep inside of a parallel universe*



sıcağın, nemin içinde oturup kendimi iyi hissetmek için baskı yapıyorum. kafamın içinde bugün bir hayalet var. istemim dışı fikirler üretiyor, anlar hatırlatıyor, anılar yaratmaya çalışıyor, rüyalar gösteriyor. her rüyamda olan şey bu defa yine oluyor. olan biteni birilerine haber verme isteğiyle deli gibi dolanırken, rüyanın rüya olduğunu farkediyorum. uyanmaya karar veriyorum fakat uyanamıyorum. kendi rüyama yabancı, kendi bilinçaltımda dışlanmış şekilde kalakalıyorum.

almadovar'ın todo sobre mi madre'sini izledim bugün. la mala educacion'u izledikten sonra bu filmdeki travestiler konsepti rahatsız edici olmadığı gibi, bir açıdan çok da yürek burkacak tiptendi. sadece düşünüyorum da, bu filmin türkiye'de vizyona girme gibi bir ihtimali bile olmuş mudur? gerçi on yıllık bir film ve imdb'ye inanırsak 26 mayıs 2000 gibi bir tarihte release edilmiş. ama bu vizyona girmiş demek oluyor mu bilmiyorum.

neyse demek istediğim şu ki, tüm sapkınlıkları, tüm bastırılmışlıkları ve iğrenç sahte ahlak anlayışıyla bu ülkede o kadar çok şeyi kaçırıyoruz ki. bunun düzelebileceğine hiç inanmadığım gibi yeni yetişen nesilin, tacizler, dayaklar, oyuncaklardan tahrik olan büyükler ve nereye gittiğini kimsenin bilmediği ve umursamadığı eğitim sistemiyle nasıl bir hal alacağını bilmiyoruz. kimse de bu konuyu merak dahi etmiyor. sadece şunu düşünsek yeter, bugün sokakta binbir şekilde para kazanmaya çalışan çocuklar on yıl sonra nerede olacak? ne yapacak? bilmiyoruz. biliyoruz ama bilmemezlikten geliyoruz.

aslında mesaj içerikli bir şeyler yazmak değildi niyetim, öyle gaza geldim işte. almadovar'dan sokak çocuklarına çok adım yok aslında ama yine de pek iç açıcı bir pazar yazısı olmadı. hoş zaten pazar bitti sayılır ve pazar günlerinden nefret etmeye karar vereli bir aydan fazla oluyor.


*it's getting harder and harder to tell what came first.


ghost in a head.

dalga mi geciyorsunuz? nick hornby yeni kitap yaziyor, arctic monkeys album cikariyor, siradaki nedir? joy division reunion mi yapacak?!



Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

Saturday, July 11, 2009

Ted Mosby, The Architect.

Itiraf: bunca yillik (okulda 2. sinifi baslangic alirsak) excel tecrubeme ragmen hala columns ve rows'u karistiriyorum. Kolon yukari dogru uzanir, demek ki diklemesine olanlar kolondur diye kendime tekrarlamadan ayirt edemiyorum. Bir amacsiz, edebi olmayan ve gereksiz blog notunun daha sonuna gelirken emegi gecen herkese tesekkurler. Siz olmasaniz boyle olmazdim.


Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

Thursday, July 9, 2009

bir çarşamba olur ki.

mağaza
ne çok değişmişsin,
çok özleştik
serin ve güzel ve sakin günler
patron odası
kıvır e.
parisien m.
türk kahveleri
sakinlik
açık hava
baya iyi, inanabiliyor musun,
adam's pizza
çay saati
çok özleştik
beyaz corsa
hep burda kalsak olmaz mı ki?
akşama how i met your mother var
nick hornby'nin yeni kitabı var
ayça şen bile yeni kitap yazmış
buymuş.

hail to chace!






a tribute to voodoo girl's "drop dead gorgeous" series.
(her ne kadar kendisi ed westwick'i tercih eder bilsem de.)

Wednesday, July 8, 2009

awesome.







barney stinson'dan bloggerlık hakkında öğreneceğimiz çok şey var.






Tuesday, July 7, 2009

eric, you are a wise wise man.


cantona style bir şiddet gösterisinin halletmeyeceği şey yoktur. mesele hedefini doğru seçmekte.
belki de sakin oldukça delirmeye devam ederim.
günün şarkısı, nakaratını çığlıklar atarak söylemek şartıyla, regina spektor - sailor song.
isimde modifikasyon yapmak da mümkün.

Monday, July 6, 2009

otoliz.

kimse bana şımarıyorsun falan demesin de, ben gerçekten boğulmak üzereyim bu ofiste. kendi kendimi yiyip bitirip otoliz yapmak istiyorum.

Sunday, July 5, 2009

told me that my hair was red.











travelling the face of the globe.



müzikten soğudum derken az önce kendime haksızlık ettim. izi olan şeyleri dinleyememek durumuydu bahsettiğim aslında. yeni keşifler beyin uyuşturma konusunda dizilerden sonra ikinci sırada geliyor. detektivbyran aranırken bulduğum şu şaheser site ise baya bildiğin mutlu etti beni. and you hear isimli bu güzide sitemiz, radiohead fanı ve izlandik musikişinas bir beyefendi tarafından işletiliyor keşfedebildiğim kadarıyla. kaçırmayınız demek boynumun borcudur. beni şimdi oi va voi albümümle yalnız bırakın rica edicem.


edibüdü: beyefendinin kendisi izlandik değil, musikişinas kelimesini ille de kullanıcam diye bir yanlış anlaşılma yaratmak istemiyorum. no.