biyografi okumaktan her ne kadar hoşlanmasam da bu aralar alain de botton'un öp ve anlat'ıyla bu önyargıyı ufaktan kırmaya başladım gibi. biyografi diyince, filmler sayılmaz muhtemelen ama ben yine de en sevdiğimi düşündüğümde açık ara frida geliyor aklıma.
lisede ertesi gününde iki sınavımın olduğu bir akşam kitapları fırlatıp, defterleri yırtıp cinnet geçirdiğim bir noktadan sonra salondaki televizyonun karşısında oturdum, yeni başlayan bir film bulduğum için memnun izlemeye başladım. bir çok sahnesi tabii ki kırpılmıştı, bazı noktalarda bütünlüğün içine etmişti kanal sağolsun ama yine de frida kahlo'nun hayatını bir anda çok fazla merak etmeye başladım.
evet bir ressamı keşfetmek için hollywood en iyi yöntem değildi belki ama yine de en önemli obsesyonlarımdan, hatta idollerimden birini bu şekilde tanıdığım için şikayetçi de değilim. eserleriyle ilgili üç farklı dilde kitap okuyup filmini extended versiyon dvd'sinden defalarca izledikten sonra (bir ara annem, o martı kaşlı ressamı daha kaç kere izleyeceksin diye sorup durdu) çevirisini aile dostumuzun yaptığı frida kahlo / aşk ve acı'yı da (henüz bitirmemiş olsam da) alain de botton'la beraber okumak iyi hissettiriyor.
sabah sabah rüyamda görmedim aslında, sabah ipodun shuffle'dan paloma negra'yı armağan etmesiyle aklıma geldi o kadar.

3 comments:
senin kültürün anca bu kadar işte televizyon çocuğu lkjsdfklhjsdf. ayrıca senin bi şey yazasın gelmişti bana, hani hani?
Sana yazicam, tabii ki aklimdasin bi eve doneyim de. Kulturum konusunda ise yorum yapmiyorum :)
Tartismaya acik konular. Frida konusunda ise bilgilendirilmek icin can atiyorum. Haftaya :)
Post a Comment