bir gülş - dodo klasiği olarak her mimimi olduğu gibi itiraflar mimimi de dodo'dan aldım tabii ki. kendisinin pasladığı bir şeyi, kavuşmamıza bu kadar az zaman kalmışken (yeeeey!) bekletmek olmaz diyerekten ankara yolculuğu üzeri görevimi yerine getiriyorum. yazmaya başlamadan önce neleri yazacağımı pek düşünmedim ama yine de otosansür uygulayabilirim belli olmaz.
1- bu blogda bizzat yaşanan
para verip geçtiğin dersten kalma olayını babama hiç bir zaman söylemedim. geçen ay diplomamı aldığımda transkripti incelerken yaz okulu mat2 ff dedi, bir anlık sessizlik oldu ve sonra da devam etti. annem ki kendisi babamdan hiç ama hiç bir şeyi saklamamasıyla ünlüdür bu sırrıma hiç ihanet etmedi.
2- anaokulunda efe diye sarı saçlı bir çocuğa aşıktım. doğumgünü çocuğu olduğumuzda yanımıza pasta kesilirken oturacak kişiyi seçme şansımız vardı, ben de efeyi seçmiştim, ona da demiştim, seninle evlenicez ondan yanıma oturmanı istedim diye.
3- çocukken ressam olacağımdan emindim. ortaokulda arkeoloji ve yunan dili ve edebiyatı okumak istiyordum (11 yaşında ilyada & odysseia okumanın etkileri) lisede çok uzun süre psikiyatr olmak istedim, öss'ye girip sonuçları aldıktan ve tercihlerimi yaptıktan sonra mimar olacağımı düşünüyordum sonunda da kimya mühendisi çıktım.
4- cinsellikle ilgili en ciddi ilk bilgilerimi bozüyük'te karşı komşumuzun oğlundan edinmiştim. kendisi o zamanlar 17-18 yaşlarındaydı sanırım, ben de 6 falan, ama hiç yadırgamamış bunun mantıklı bir şey olduğunu düşünmüştüm. kendi kafamda kurduğum sistemde anneyle baba çocuk istediklerine karar veriyor ve bir gece bunu beraberce tanrıya bildiriyorlardı çünkü. ama bu sistemde büyük boşluklar olduğunun da farkındaydım o yüzden çocuk anlattığı zaman taşlar yerli yerine oturmuştu.
5- benim olan eşyaları hiç bir zaman hakkını vererek kullanamadığıma dair bir takıntım var. çok basit şeylerde bile, bir şişe oje, bir telefon, bir parfüm, toka veya bir ayakkabı başkasında gördüğümde keşke ben de onun gibi hakkını vererek kullanabilsem diyorum. yani farklı ne yapmam gerekir bilmeden, ama sanki ben her şeyi idareten yapıyormuşum gibi.
6- bu kış, bir şubat günü parasızlıktan evde satacak bir şeyler aradım, sonunda eski ve çook yıpranmış bir telefonumu sattım. karşılığında aldığım para sadece 50 liraydı ama bir şekilde günümü kurtardı. o gün görüştüğüm kişi ısrarla neden sattığımı sorduğunda da bir şekilde geçiştirdim.
7- sağ profilimi hiç sevmem. bütün fotoğraflarda falan kafamdaki garip açının sebebi budur.
8- kendi kendime yıllardır ingilizce konuşmayı çok severim. almanca kursuna gittiğim dönemde bunu almanca yapmaya başlamıştım ama sonradan ingilizceye döndüm yine. ve genelde en akıcı en güzel cümlelerimi kendimle konuşurken kurarım.
9- rüyamda gördüğüm kişileri onları gördüğüme dair bilgilendirme takıntım var sanırım. çok uzun zamandır konuşmadığım biri de olsa mutlaka bir mesaj atasım, bir ses edesim geliyor.
10- anneannemi kaybedeceğim günden çok korkuyorum. başka herhangi bir insanın ölümünü düşünmek o kadar dehşet vermiyor ama özellikle onu kaybetme fikri gerçekten fiziksel olarak canımı acıtıyor.
11- birinin evine gittiğimde / bir ofiste, muayenehanede, kuaförde vs. ilk kez gittiğimde nereye oturmuşsam hep oraya oturmak istiyorum.
12- dersanede lise ikide çook hoşlandığım, dönem başında aynı sınıfta olduğumuz bir çocuk vardı. o sonradan sınıf düşmüştü ve adam akıllı görüşemez olmuştuk, kendisi bir anda telefonumu isteyip her gün mesajlaşmalara başlamamızla birlikte ben bir adet nurtopu gibi obsesyon sahibi olmuştum. sonra dersanenin son günü kendisinin sınav kitapçığını çalmıştım hangi akla hizmetense. ama soruları çözerken yanlarına aldığı notlar neden o kadar düşük puanlar yaptığını anlamamı sağlamış, öss denemesinde nasıl bu kadar eğlenceli bir insan olabildiğine ise şaşmıştım. (cosmogirl itiraf köşesine hoşgeldiniz)
13- çocukken, büyümenin 3 simgesi vardı benim için. parmaklarımı şıklatmak, sakızdan balon yapabilmek ve ıslık çalmak. ikisi tamam biri hala yok.
14- ilkokul birde inanılmaz sıkılmıştım. herkes daha harflerle fişlerle uğraşırken ben zaten 2 senedir okuyabiliyordum ve annemin bir bebeği olmak üzereydi. öğretmen benim de çizgiler çizmem konusunda ısrarcıydı, ben de her satırın başına bir tane örnek çizgi koyar devamını evde yaparım diye bırakırdım.
itiraflarımın en zararsızları bunlar sanırım. kime göre neye göre zararsız tabii orası tartışılır. kime paslıyorum,
hiçkimse ve
cornelius. buyrun sizden alalım itirafları.